1. Ana Sayfa
  2. Kişisel Gelişim
  3. Psikanalitik Kuram ve Psikanaliz: Nedir, Dönüm Noktaları ve Giriş
Trendlerdeki Yazı

Psikanalitik Kuram ve Psikanaliz: Nedir, Dönüm Noktaları ve Giriş

psikanalitik kuram
1

Psikanaliz, kökeni Sigmund Freud’un çalışmalarına ve teorilerine dayanan bir dizi psikolojik teori ve terapötik teknik olarak tanımlanır. Psikanalitik kuram esasen, tüm insanların bilinçsiz düşüncelere, hislere, arzulara ve anılara sahip olduğu inancıdır.

Psikanalitik Kuram Nedir? Psikanaliz’e Giriş

Psikanalitik kuram, insanların bilinçdışının içeriğini bilinçli farkındalığa getirerek katarsisi deneyimleyebileceklerini ve mevcut zihin durumlarına ilişkin iç görü kazanabileceklerini ileri sürer. Bu süreç sayesinde kişi psikolojik sıkıntıdan kurtulabilir. Psikanalitik kuramlar ayrıca şunu önermektedir:

  • Bir kişinin davranışı bilinçsiz dürtülerinden etkilenir.
  • Depresyon ve anksiyete gibi duygusal ve psikolojik hastalıklar gibi genellikle bilinçli ve bilinçsiz zihin arasındaki çatışmalardan kaynaklanır.
  • Kişilik gelişimi, erken çocukluk dönemindeki olaylardan büyük ölçüde etkilenir (Freud, kişiliğin beş yaşında büyük ölçüde taşa gömüldüğünü öne sürdü).
  • İnsanlar kendilerini bilinçdışında bulunan bilgilerden korumak için savunma mekanizmaları kullanırlar.

Yetenekli analistler, rüya analizi ve serbest çağrışım gibi psikanalitik kuram stratejileri kullanarak bir kişinin bilinçdışı zihninin belirli yönlerini bilinçli farkındalığına taşımasına yardımcı olabilir.

Tarihte Psikanaliz ve Psikanalitik Kuram

Psikanalitik Kuram ve Psikanaliz

Sigmund Freud psikanalitik kuram ve psikolojiye psikodinamik yaklaşımın kurucusuydu. Freud, insan zihninin üç unsurdan oluştuğuna inanıyordu: id, ego ve süperego.

Freud’un psikoseksüel aşamaları, bilinçdışı ve rüya sembolizmi teorileri,  hem psikologlar hem de sıradan insanlar arasında hala popülerdir, ancak diğer insanlar çalışmalarını şüpheyle yaklaştılar.

Freud’un birçok gözlem ve teorisi klinik vaka çalışmalarına dayanmaktadır. Bu, doğal olarak bulgularını daha büyük nüfusa genellemeyi zorlaştıran bir olgu. Yine de Freud’un teorileri, insan zihni ve davranışı hakkındaki düşüncelerimizi değiştirdi ve psikoloji ve kültür üzerinde kalıcı bir iz bıraktı.

Erik Erikson, psikanalitik kuram ile ilgili başka bir teorisyen. Erikson, Freud’un teorilerini genişletti ve yaşam boyu büyümenin önemini vurguladı. Erikson’un psikososyal aşama kişilik teorisi, bugün insan gelişimi anlayışımızda etkili olmaya devam ediyor.

Amerikan Psikanaliz Derneği’ne (APsaA) göre, psikanalitik kuram insanların bilinçdışında saklı olan tanınmayan dürtülerini keşfederek kendilerini anlamalarına yardımcı olabilir. 

Günümüzde psikanaliz şunları kapsamaktadır:

  • Uygulamalı psikanaliz (psikanalitik ilkeleri sanat, edebiyat ve gerçek dünya ortamları ve durumlarının incelenmesine uygulayan)
  • Nöro-psikanaliz (sinirbilimi rüyalar ve baskı gibi psikanalitik konulara uygular)
  • Psikanalitik tedavi

Psikodinamik yaklaşımlara yönelik eleştirilerin çoğu, daha önceki Freudyen tedavi yaklaşımlarına dayanmaktadır. Ancak daha yakın zamanlarda yapılan araştırmalar, bu yaklaşımın birçok faydası olabileceğini göstermiştir. 

Psikoterapide insanlar, psikolojik zorluklara yol açabilecek duyguları, arzuları, anıları ve stres faktörlerini keşfederken kendilerini güvende hissedebilirler. Araştırmalar, psikanalitik süreçte kullanılan kendi kendine incelemenin uzun vadeli duygusal büyümeye katkıda bulunabileceğini göstermiştir.

Önemli Dönüm Noktaları

  • 1856 – Sigmund Freud doğdu.
  • 1882 – Josef Breuer, Anna O’nun durumunu Freud’a anlattı.
  • 1886 – Freud ilk olarak terapi sağlamaya başladı.
  • 1895 – Anna Freud doğdu.
  • 1900 – Sigmund Freud , Düşlerin Yorumu adlı kitabını yayınladı.
  • 1896 – Sigmund Freud ilk olarak psikanalitik kuram terimini icat etti.
  • 1908 – Viyana Psikanaliz Derneği kuruldu ve ilk uluslararası psikanalistler toplantısı yapıldı.
  • 1909 – Freud, Amerika Birleşik Devletleri’ne ilk ve tek seyahatini yaptı.
  • 1910 – Uluslararası Psikanaliz Derneği kuruldu.
  • 1913 – Jung, Freud ve psikanalizden ayrıldı.
  • 1938 – Viyana Psikanaliz Derneği feshedildi.
  • 1939 – Sigmund Freud ağız kanseriyle uzun bir savaşın ardından Londra’da öldü.

Psikanalitik Kuram Temsilcileri

Sigmund Freud, psikanalitik kuram kurucusuydu, ancak kendi kızı Anna Freud da dahil olmak üzere diğer düşünürler  de sahada önemli bir iz bıraktı. Psikanalizin en önde gelen temsilcileri arasında Erik Erikson,  Erich Fromm ve Carl Jung vardır.

Anahtar Fikirler

Psikanalitik kuram ayrıca zihin, kişilik ve tedaviyle ilgili bir dizi farklı terim ve fikir içerir.

Durum Çalışmaları

Bir vaka çalışması, bir kişi, grup veya olayın derinlemesine incelenmesi olarak tanımlanır. Freud’un en ünlü vaka çalışmalarından bazıları Dora, Little Hans ve Anna O’dur. Bu vakalar, psikanalitik kuramı gelişiminde güçlü bir etkiye sahipti.

Umut, tek bir vaka çalışmasından elde edilen içgörülerin başkalarına da uygulanabileceği yönündeyse de, vaka çalışmaları oldukça öznel olma eğiliminde olduğundan sonuçları genellemek zordur. Bazı durumlarda, belirli bir vakada yer alan faktörler o kadar kişiselleştirilir ki başkaları için geçerli olmayabilir.

Bilinçli ve Bilinçsiz Zihin

Bilinçaltı, erken çocukluk anıları, gizli arzuları ve gizli sürücüler gibi bilinçli farkındalık dışındaki şeylerin hepsini kapsar. Freud’a göre bilinçdışı, hoş olmayan ve hatta sosyal olarak kabul edilemez olduğunu düşünebileceğimiz şeyler içerir. Ona göre, bu şeyleri bilinçdışımıza gömüyoruz çünkü bize acı veya çatışma getirebilirler.

Bu düşünceler, anılar ve dürtüler farkındalığımızın dışında olsa da, yine de nasıl düşündüğümüzü ve nasıl davrandığımızı etkiler. Bazı durumlarda, farkındalığımızın dışında kalan şeyler davranışı olumsuz yönde etkileyebilir ve psikolojik sıkıntıya yol açabilir. 

Öte yandan bilinçli zihin, farkındalığımızın içindeki her şeyi içerir. Bilinçli zihnin içeriği, farkında olduğumuz veya kolaylıkla farkındalığa getirebileceğimiz şeylerdir.

Bilinçsiz akıl

  • Hoş olmayan, zor ve hatta sosyal olarak kabul edilemez düşünceler, dürtüler veya duygular.
  • Gömüldü çünkü acı ya da çatışma yaratabilirler.
  • Bazen belirli teknikler kullanılarak bilinçlendirilebilir.

Bilinçli Zihin

  • Farkında olduğumuz veya kolayca farkındalığa getirebileceğimiz düşünceler, duygular ve dürtüler.
  • Gizli veya bastırılmamış.
  • Bilinçsiz düşünceler, duygular veya hatıralardan etkilenebilir.
Psikanaliz ve Freud

Kimlik, Ego ve Süperego

Freud, bir bireyin kişiliğinin üç bileşeni olduğuna inanıyordu: id, ego ve süperego.

ID

Ortaya çıkan kişiliğin temel unsurlarından ilki id olarak bilinir. Kimlik, tüm bilinçsiz, temel ve ilkel dürtüleri içerir.

Benlik

Kişiliğin ortaya çıkacak ikinci yönü ego olarak bilinir. Bu, gerçekliğin talepleriyle başa çıkması gereken kişiliğin parçasıdır. Kimliğin dürtülerini kontrol etmeye yardımcı olur ve hem gerçekçi hem de kabul edilebilir şekilde davranmamızı sağlar.

Ego, arzularımızı ve ihtiyaçlarımızı tatmin etmek için tasarlanmış davranışlarda bulunmak yerine, bizi sosyal olarak kabul edilebilir ve gerçekçi yollarla ihtiyaçlarımızı karşılamaya zorlar. Kimliğin taleplerini kontrol etmenin yanı sıra ego, temel dürtülerimiz, ideallerimiz ve gerçeklik arasında bir denge kurmaya da yardımcı olur.

Süperego

Süperego ortaya çıkmaya kişiliğinin son yönüdür ve idealleri ve değerleri içerir. Ebeveynlerimizin ve toplumun bize aşıladığı değerler ve inançlar, süper egonun yol gösterici gücüdür ve bu ahlak gelişimi sağlamaya çalışır.

Egonun Savunma Mekanizmaları

Savunma mekanizmaları, egonun kendisini kaygıdan korumak için kullandığı stratejilerdir. Bu savunma araçları, bilinçdışının nahoş veya üzücü yönlerinin farkındalığımıza girmesini önlemek için bir koruma görevi görür. Bir şey aşırı ve hatta uygunsuz olarak deneyimlendiğinde, savunma mekanizmaları bilginin bilincimize girmesini engeller ve bu da sıkıntımızı en aza indirir.

İlgili Makale
Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisinin 5 Seviyesi

Psikanaliz’in Güçlülükleri ve Zayıflıkları

Yirminci yüzyılın başlarında psikanalitik kuram büyüdü. Bununla birlikte, doğal olarak eleştirmenleri de çoğaldı. Kusurlarına rağmen psikanalitik kuram, psikolojinin gelişiminde kilit bir rol oynamaya devam etti. Ruh sağlığı koşullarını tedavi etme yaklaşımımızı etkiledi ve bugün hala psikoloji üzerinde bir etki yapmaya devam ediyor. 

Güçlü Yönler

  • Psikodinamik teorilerin çoğu deneysel araştırmaya dayanmasa da, psikanalitik kuram yöntemleri ve teorileri deneysel psikolojinin gelişimine katkıda bulundu.
  • Erikson’un psikososyal aşamalar teorisi ve Freud’un psikoseksüel aşama teorisi gibi psikodinamik düşünürler tarafından geliştirilen kişilik teorilerinin çoğu, bugün alanı etkilemeye devam ediyor.
  • Psikanalitik kuram, akıl hastalığı üzerine yeni bir görüş açtı, özellikle de bir psikanaliz uzmanıyla sorunlar üzerinden konuşmanın bir kişinin psikolojik sıkıntısını hafifletmeye yardımcı olabileceği gibi. 

Zayıf Yönler

  • Freud’un teorileri bilinçsiz zihni, cinsiyeti, saldırganlığı ve çocukluk deneyimlerini aşırı vurguladı.
  • Psikanalitik kuram tarafından önerilen kavramların çoğunu ölçmek zordur.
  • Freud’un fikirlerinin çoğu, deneysel, bilimsel araştırmalardan çok vaka çalışmaları ve klinik gözlemlere dayanıyordu.

Destek ve Eleştiri

Pek çok insan psikanalitik kurama şüpheyle yaklaşıyor çünkü onun etkililiğini destekleyen kanıtlar genellikle zayıf görülüyor. Psikanalizi eleştirenlerin ana argümanlarından biri, diğer tedaviler kadar etkili olmadığıdır.

Bununla birlikte, psikanalizin etkililiğiyle ilgili bazı araştırmalar destek sağlamıştır. Önceki çalışmaların sistematik bir incelemesi, psikanalitik terapinin semptomların azalmasına ve tedavi bittikten sonra yıllarca devam eden uzun vadeli değişikliklere neden olan etkili bir tedavi olduğu sonucuna varmıştır. 

2015 yılında yapılan bir inceleme, psikodinamik terapinin bir dizi durumun tedavisinde etkili olabileceğini buldu:

  • Depresyon
  • Yeme bozuklukları
  • Somatik bozukluklar
  • Kişilik bozukluğu
  • Bazı anksiyete bozuklukları 

Diğer bir eleştiri de psikanalizin genellikle zaman, para ve çaba yatırımı gerektirmesidir. Psikanaliz aynı zamanda genellikle uzun vadeli bir önermedir. Bugün yaşadığımız dünyada, insanlar genellikle günler, haftalar veya aylar içinde etki yaratacak hızlı sonuçlar ve yaklaşımlar arıyorlar. Psikanalitik terapi tipik olarak bir danışan ve terapistin sorunları yıllarca araştırmasını içerir.

Psikanalitik Kuram, Geçmiş ve Bugün

Freud’un fikirlerinin çoğu psikolojide gözden düşmüştür, ancak bu kesinlikle onun çalışmasının haksız olduğu anlamına gelmez. Araştırma ayrıca Freud’un orijinal fikirlerinden en azından bazılarını destekler.

Terapiye yaklaşımı (özellikle, akıl hastalığının tedavi edilebilir olduğu ve sorunlar hakkında konuşmanın rahatlama getirebileceği önerisi), akıl hastalığının tedavisine yaklaşımımızı değiştiren devrimci bir kavramdı.

Peter Fonagy, World Psychiatry’de yayınlanan bir makaleleri ile, “Sinirbilimsel çalışmaların incelemeleri, Freud’un ilk gözlemlerinin çoğunun, özellikle bilinçsiz süreçlerin yaygın etkisi ve duyguların düşünme için düzenleme işlevi değil, laboratuar çalışmalarında doğrulandığını doğrulamaktadır” diyor. 

Bazıları, Freud bugün hayatta olsaydı, beyin işleyişiyle ilgili konularla ilgileneceğini öne sürüyor. Psikanalizin gelişmesinden önce, Freud’un ilgi alanları sinirsel bir davranış modeli geliştirmeye odaklanmıştı. Bugün araştırmacılar, psikanalizin nörobiyolojik temellerinin daha fazla araştırılmaya değer olduğunu da öne sürüyorlar. 

“Psikologlar bugün psikanalitik perspektiften değil, psikodinamikten bahsediyorlar. Bu nedenle, bu bakış açısı, gözlemlenebilir davranışımızın temelinin büyük kısmının temelinde değişen hareketlerin yattığı kişiliklerimizdeki dinamik güçleri ifade eder. Psikanalitik kuram, anormal davranışları anlamak ve tedavi etmek için bilinçdışı çatışmalarımızın üstesinden gelinmesi gereken Freudyen temelli nosyona atıfta bulunan çok daha dar bir terimdir.”

– SUSAN KRAUSS WHİTBOURNE, DOKTORA

Freud’un düşündüğü şekliyle psikanalitik kuram düşüşte olabilir, ancak bu, psikodinamik perspektifin ortadan kalktığı veya yakında herhangi bir yere gideceği anlamına gelmez.

Bugün

Birine psikolojiyi düşündüklerinde aklına ne geldiğini sorarsanız, Sigmund Freud ve psikanalitik kuram muhtemelen ortak tepkiler olacaktır. Hem terapötik bir yaklaşım hem de teorik bir bakış açısı olarak psikanalitik kuramın psikolojide iz bıraktığına şüphe yok.

Birçok çağdaş psikolog, psikanalitik kuramı şüphecilikle görür. Hatta bazıları Freud’un düşünce okuluyla alay bile ediyor. Bilişsel süreçlerin, nörobilimin ve biyopsikolojinin egemen olduğu bir psikoloji dünyasında, psikanalitik kurama hala yer var mı?

Genel olarak, geleneksel psikanalizde algılanan bir düşüş var. APsaA tarafından 2008’de yayınlanan bir rapor, psikoloji bölümlerinin tipik olarak psikanalizi tamamen tarihsel bir eser olarak ele aldığını, sanat, edebiyat, tarih ve diğer beşeri bilimler gibi konuların ise devam eden ve ilgili bir konu olarak psikanalizi öğretme olasılığının daha yüksek olduğunu ortaya koydu. 

Geleceği

Psikanalitik kuramın, psikoloji dünyasında geçerliliğini sürdürmesini sağlamak için yapabileceği birkaç şey vardır. Psikanalitik yöntemlerin meşruiyetini ve alaka düzeyini iyileştirmeye yardımcı olabilecek bazı şeyler şunları içerir:

  • Bilimsel araştırma ve ampirik kanıtlara daha fazla önem verin.
  • Kanıta dayalı tedavileri daha derinlemesine keşfedin.
  • Veri toplama yöntemlerini geliştirin.
  • Davranışla ilgili diğer olası açıklamaları daha iyi değerlendirin.
  • Diğer akıl sağlığı uzmanlarıyla aktif olarak işbirliği yapın.

Psikanalizi yeniden canlandırmaya yönelik mevcut bazı çabalar, daha kanıta dayalı (bağlanma teorisi gibi) psikanalitik kavramlara veya Freud’un bilinçdışı fikrini modern sinirbilimle ilişkilendirmeye odaklanmaktadır.

Dusge’den Son Sözler

Freud’un psikoloji üzerindeki izi bugün hala hissediliyor. Konuşma terapisi çoğunlukla psikanalitik kuram ile ilişkilendirilir, ancak terapistler bu tekniği, müşteri merkezli terapi ve grup terapisi dahil olmak üzere diğer tedavi yaklaşımlarında da kullanırlar.

Psikanalitik kuram, 1910’da olduğu kadar güçlü olmayabilir, ancak Freud’un teorilerinin hem popüler kültür hem de psikoloji üzerinde kalıcı bir etkisi oldu.

Bu Yazıya Tepkiniz Ne Oldu?

Yorum Yap