1. Ana Sayfa
  2. Doğa
  3. Megalodonların Olası Habitatı: Mariana Çukuru Hakkında Her Şey

Megalodonların Olası Habitatı: Mariana Çukuru Hakkında Her Şey

Megalodonların Habitatı Olan Mariana Çukuru Hakkında Her Şey

İzlediğiniz herhangi bir belgeselin konu başlığı Mariana Çukuru ise, bu makaleyi okuduktan sonra o belgesele olan ilginiz muhtemelen kat be kat artacak. James Cameron’la ünlenen Mariana Çukuru, Guam yakınlarındaki Mariana Adaları’nın hemen doğusunda; Batı Pasifik’te yer alan hilal şeklinde siper benzeri bir çukurdur. Dış kısmı siperi andıran bu yer, bilim insanlarına göre birçok eşsiz ortamdan daha dikkat çekici. Mariana Çukuru dünyada bilinen en derin noktaları barındırması, sıvı kükürt ve karbondioksitle fokurdayan delikleri, aktif çamur volkanları ve deniz seviyesinin 1000 katı basınçlarda yaşamını sürdüren habitatıyla bilinir.

Mariana Çukuru Nerede ve Kaç Km’lik Derinliğe Sahip?

Mariana Çukuru’nun güney ucundaki Challenger Deep (Challenger Çukuru), okyanusların bilinen en derin noktasıdır. Derinliğini yüzeyden ölçmek zor olsa da yapılan tahminler arasındaki farklar 300 metreden daha azdır. 2010 yılında Challenger Deep’in derinliği, yapılan bir çalışma sırasında okyanus yüzeyinden gönderilen ses dalgalarıyla 10.994 metre olarak ölçüldü.

2012’de film yönetmeni ve derin deniz kaşifi James Cameron, Challenger Deep’in dibine indi ve kısa bir süreliğine de olsa 10.898 metrelik derinliğe inmeyi başardı. New Hampshire Üniversitesi’nden gelen araştırmacılar tarafından 2014 yılında yayınlanan deniz tabanı derinliği sıralamasına göre, Challenger Deep’in 10.984 metre ile okyanusların en derin yeri olarak belirlendi.

Bilinen ikinci en derin yer ise Mariana Çukuru’ndadır, Challenger Deep’in 200 kilometre doğusunda yer alan Sirena Deep, 10.809 metrelik derinliğiyle bu unvanı kazanıyor.

Karşılaştırıldığında, Everest Dağı, deniz seviyesinden 8.848 metrelik bir yükseltiye sahip, yani Mariana Çukuru’nun en derin kısmı, Everest’in yüksekliğinden 2.147 metre daha derin.

Mariana Çukuru Korunan Bir Arazidir

Guam ve 15 Kuzey Mariana Adası bir ABD’ye bağlı olduğundan Amerika Birleşik Devletleri, Mariana Çukuru üzerinde yargı yetkisine sahiptir. 2009 yılında Başkan George W. Bush, yaklaşık 506.000 km kare deniz tabanı ve uzak adaları çevreleyen sular için korumalı bir deniz rezervi oluşturan Mariana Çukuru Deniz Ulusal Anıtı’nı kurdu ve bölgeyi korumaya aldı. Ayrıca Mariana Çukuru’nun içinde bilinen 21 adet “su altı yanardağı” bulunur.

Peki Nedir Bu Mariana Çukuru? Nasıl Oluştu?

Mariana Çukuru, iki büyük okyanus tabakasının çarpıştığı bir dalış bölgesinde meydana gelen sürecin sonucunda ortaya çıktı. İki okyanus kabuğu parçasının kesiştiği yerde, batan kabuktaki kıvrımın üzerinde derin bir hendek oluşmuştur. Sonrasında Pasifik Okyanusunun bu kabuğu, Filipin kabuğunun altına doğru bükülüyor.

Tektonik plaka olarak da adlandırılan Pasifik kabuğu ve Filipin plakasının gerçekleştirdiği bu ikili birleşmenin 180 milyon yıl öncesinde olduğu tahmin ediliyor. Filipin plakası, Pasifik plakasından daha genç ve daha küçük bir yapıya sahiptir.

Palisades/New York’taki Columbia Üniversitesi Lamont Doherty Gözlemevi’nde bir sismolog olan Nicholas van der Elst, “Dalış bölgelerindeki soğuk ve yoğun kabuk, manto içine geri batar ve yok olur” dedi.

Çukur ne kadar derin olursa olsun, Dünya’nın merkezine en yakın nokta değildir. Gezegenimiz ekvator bölgesinden şişkin olduğu için, kutuplardaki yarıçap ile ekvatordaki yarıçap arasında yaklaşık 25 km’lik bir fark bulunur. Bu nedenle, Arktik Okyanusu deniz tabanındaki bazı bölgeler Dünya’nın merkezine Challenger Deep’den daha yakın.

Bölgenin zeminindeki ezici su basıncı inç kare başına 8 tondan fazladır (metrekare başına 703 kilogram). Bu, deniz seviyesinde hissedilen basıncın 1.000 katından fazla veya bir kişinin üzerine 50 jumbo jetin yığılmasına eşdeğerdir.

Olağandışı Volkanlar

Mariana Adaları’nın oluşum döneminde okyanus dalgalarının üzerinde yükselen bir volkanlar zinciri, Mariana Çukuru’nun hilal şeklindeki yayını yansıtıyor. Ayrıca bölge birçok denizaltı yanardağına ev sahipliği yapar.

Örneğin Eifuku adı verilen denizaltı yanardağı, bacalara benzer hidrotermal menfezlerden sıvı karbondioksit fışkırtır. Bu bacalardan çıkan sıvı 103 santigrat derecelik bir sıcaklığa sahiptir. Daikoku denizaltı yanardağında ise bilim adamları, okyanus yüzeyinin 410 m altında ve dünyanın başka hiçbir yerinde görülmeyen bir “erimiş kükürt” havuzu keşfettiler.

Devasa Mariana Çukurunda Hangi Canlılar Yaşar?

Son zamanlardaki bilimsel keşifler, bu zorlu koşullarda şaşırtıcı derecede fazla çeşitten oluşan canlıları keşfetti. Scripps Oşinografi Enstitüsü’nde doktora öğrencisi olan ve Cameron’ın 2012 keşif gezisinin video görüntülerini inceleyen Natasha Gallo, Mariana Çukuru’nun en derin kısımlarında yaşayan hayvanların tamamen karanlık ve aşırı basınçlı bölgelerde hayatta kaldığını söyledi.

Mariana Çukuru’ndaki besin kaynakları son derece sınırlıdır, çünkü derin geçit karadan oldukça uzaktır. Gallo, yapraklar, hindistancevizi ve ağaçların nadiren bu çukurun dibine girdiklerini ve yüzeyden batan ölü planktonların Challenger Deep’e ulaşmak için yüzlerce metre düşmesi gerektiğini söyledi.

Gallo ayrıca, Mariana Çukuru’nun dibindeki en yaygın üç organizmanın ksenofoforlar (zenoforlar), amfipodlar ve küçük deniz salatalıkları (holothurianlar) olduğunu da ekledi.

Tek hücreli zenoforlar dev amiplere benzerler ve yiyeceklerini emerek yerler. Amfipodlar, genellikle derin deniz çukurlarında bulunan parlak, karides benzeri çöpçülerdir. Holothurians’ın ise tuhaf ve yarı saydam deniz hıyarının yeni bir türü olabileceği düşünülüyor.

Gallo, “Bunlar şimdiye kadar gözlemlenen en derin holothuryalılardan bazıları ve nispeten burada bol miktarda bulunuyorlar” dedi.

Bilim insanları ayrıca Challenger Deep’ten toplanan çamurlarda 200’den fazla farklı mikroorganizma tespit ettiler. Çamur, kuru arazideki laboratuarlara özel kutularda geri getirildi, aşırı soğukları ve basıncı taklit eden koşullarda titizlikle tutuldu.

Cameron’un 2012’de gerçekleştirdiği keşif gezisi sırasında bilim adamları ayrıca Challenger Deep’in doğusundaki Sirena Deep bölgesinde de benzer mikropiyal canlılar tespit ettiler. Bu mikrop kümeleri, deniz suyu ve kayalar arasındaki kimyasal reaksiyonlarla açığa çıkan hidrojen ve metanla beslenir.

Bununla birlikte, aldatıcı bir şekilde savunmasız görünen bu balıklar, aynı zamanda bölgenin en büyük avcılarından biridir. 2017 yılında bilim adamları, yaklaşık 8.000 metre derinlikte yaşayan Mariana salyangoz balığı olarak adlandırılan garip bir yaratığın örneklerini topladıklarını bildirdi. Araştırmacılar, salyangoz balığının küçük, pembe ve pulsuz vücudunun bu kadar basınçlı bir ortamda hayatta kalmaya pek elverişli görünmediğini, ancak bu balığın sürprizlerle dolu olduğunu yeni bir araştırmada bildirdi. Çalışmanın yazarları, hayvanın bu ekosistemde egemen olduğunu ve diğer balıklardan daha derine indiğini, ayrıca burada yaşayan çok sayıda omurgasız avını yutarak rakibi bulunmamasını iyi değerlendirdiğini belirtiyor.

Ayrıca birçok makalemizde bahsettiğimiz ve nesilleri tükendiği bilinen dev köpekbalıkları olan Megalodon’ların da burada yaşadığı düşünülüyor.

Derinliklerdeki Kirlilik

Ne yazık ki derin okyanus bölgeleri, atılan çöpler için potansiyel bir havuz görevi görüyor. Yakın zamanda yapılan bir çalışmada, Newcastle Üniversitesi liderliğindeki bir araştırma ekibi, 1970’lerde yasaklanan insan yapımı kimyasalların hala okyanusun en derin kısımlarında gizlendiğini gösteriyor.

Araştırmacılar, Mariana ve Kermadec çukurlarındaki amfipodları (karides benzeri kabuklular) örneklerken, organizmaların yağlı dokularında son derece yüksek seviyelerde kalıcı organik kirleticiler keşfettiler. Nature Ecology & Evolution dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre, bunlar arasında poliklorlu bifeniller ve polibromlu difenil eterler, elektrik izolatörleri ve yaygın olarak kullanılan birçok kimyasal bulunuyor. Bu maddeler 1930’lardan, nihayet yasaklandıkları 1970’lere kadar endüstriyel kazalar ve düzenli depolama sızıntıları yoluyla çevreye salındı.

Newcastle Üniversitesi’ndeki başyazar Alan Jamieson bir basın toplantısında, “Derin okyanusları hâlâ oldukça uzak ve bozulmamış bir bölge olarak düşünüyoruz, ancak araştırmalarımız ne yazık ki bunun böyle olmadığını gösteriyor” demişti.

Ayrıda üzerine çalışmalar yürütülen amfipodlar, kuzeybatı Pasifik’in en kirli sanayi bölgelerinden biri olan Suruga Körfezi’nde bulunanlara benzer bir kirlilik seviyesine sahipti.

Bu atıklar doğal olarak yok olmadıkları için çevrede onlarca yıldır varlığını sürdürerek, kontamine plastik döküntüler ve ölü hayvanlar yoluyla okyanusun dibine ulaşırlar. Bu kirli maddeler daha sonra okyanusun besin zinciri yoluyla canlılardan birbirlerine taşınır ve sonuç olarak yüzey seviyesindeki kirliliklerden çok daha yüksek kimyasal konsantrasyona neden olur.

Jamieson basın açıklamasında, “Dünyadaki en uzak ve erişilemez habitatlardan birinde bu maddelerin, bu kadar yüksek seviyelerde bulunmuş olması, gerçekten de insanlığın bu gezegende sebep olduğu yıkıcı etkiyi gösteriyor” dedi.

Araştırmacılar, bir sonraki adımın bu bölgelerin temizlenmesi adına yapılacak adımlardan oluştuğunu söylüyor.

İlginizi Çekebilir: Okyanuslar bahsedildiği kadar kirli mi?

Mariana Çukuru ve İnsanlar

  • 1875’te bu çukur, haritasıyla birlikte küresel bir keşif yapan ekip tarafından bir sondaj ekipmanı olan HMS Challenger kullanılarak keşfedildi. Nerde olduğu ve hatta varlığı o güne dek bilinmiyordu.
  • 1951’de Mariana Çukuru, HMS Challenger II tarafından tekrar gözlemlendi. Civardaki Challenger Çukuru ise bu iki geminin adını aldı.
  • 1960 yılında Bathyscaphe Trieste adlı bir gemi, Challenger Deep’in dibine ulaştı. Bunu yapan ilk gemiydi ve ABD Donanmasınından Teğmen Don Walsh ile birlikte İsviçreli bilim adamı Jacques Piccard tarafından yönetiliyordu.
  • 1995 yılında Japon insansız denizaltısı Kaiko, çukurdan örnekler ve bilgiler topladı.
  • 2009’da Amerika Birleşik Devletleri, Challenger Deep’in zeminine uzaktan kumandalı hibrit bir araç olan Nereus’u gönderdi. Araç yaklaşık 10 saat deniz dibinde kaldı.
  • 2012 yılında Cameron, Deepsea Challenger’ı yönetti ve deniz tabanına ulaştı ancak hidrolik sıvı sızıntısı nedeniyle herhangi bir fotoğraf çekemedi. Denizaltı daha sonra Woods Hole Oşinografi Enstitüsü’ne bağışlandı.
Bu Yazıya Tepkiniz Ne Oldu?

Yorum Yap