1. Ana Sayfa
  2. Keşfet
  3. Kayıp Kıta Mu’nun Türklerle Bağlantısı Nedir? Hızlı Bakış

Kayıp Kıta Mu’nun Türklerle Bağlantısı Nedir? Hızlı Bakış

Kayıp Kıta Mu'nun Türklerle Bağlantısı Nedir? Hızlı Bakış

Bizlerin daha çok Atatürk ve Kayıp Kıta Mu adlı bir kitabın kapağında gördüğümüz kayıp kıta mu ile ilgili iddialar ilk çıktığında Atatürk, kıtayla ilgili yabancı kaynakların tamamının Türkçeye çevrilmesi yönünde bir emir vermişti. Birçok belgeselin konusu olan efsanevi kuzeni Atlantis’in hikayelerinden binlerce yıl daha genç olan kayıp Mu kıtası, ilk olarak 19.yüzyılın ortalarında, dünyanın dört bir yanındaki farklı antik kültürlerde bulunan benzer sembollerin, mimarinin ve efsanelerin gizemini açıklamak için ortaya atıldı. Ancak ne yazık ki, bu kıtanın varlığını savunanlar için, varlığını veya yok oluş teorilerini destekleyen ampirik (deneysel) bir kanıt yoktur.

Hem Mayaların hem de Mısırlıların piramitler inşa ettiklerini, dünyanın dört bir yanından gelen eski insanların (Hindu, Yunan, Ojibwa, Cañari, Sümer ve İbranice dahil) hepsinin benzer bir miti paylaştığını, Paskalya Adası ve Mısır gibi uzak kültürlerin birbirine benzer isimlere sahip olduğunu fark etmek pek de zor değil (Ra’a ve Ra). Bu nedenle insanlar, eski ve ortak kültürleri araştırırken bu gizemleri açıklamak için onlarca teoriler geliştirirler.

Kayıp Mu Kıtası Hakkındaki Söylentilerin Çıkışı

19. yüzyılın sonlarında, Augustus Le Plongeon ilk olarak Kraliçe Móo ve Mısır Sfenksi’nde (1896) Mu fikrini yayınladı. Bazı Maya yerleşim yerlerini araştıran Le Plongeon, kalıntılarda bulunan yazıların Maya uygarlığının Mısır’dan bile daha eski olduğunu ve daha önceki, kayıp bir kıtaya kadar uzandığının kanıtı olduğunu iddia etti.

Bu iddiayı “Mu” olarak adlandırdılar, Le Plongeon’un ortaya attığı kayıp kıta iddiası, bir felaketten sonra batan bir arazi anlamına gelen “mu” kelimesinin, bu ada için en uygun isim olduğu düşünüldü. Le Plongeon Mu kıtasının, eski zamanlarda Atlantik Okyanusu’na batmış olan gelişmiş bir medeniyet tarafından doldurulmuş bir kıta olduğu düşüncesindeydi.

Bu batık felaketinden kaçmayı başarabilen yerliler, teoriye göre daha sonra dünyanın dört bir yanına dağıldı, bazıları “Mayalar” olarak bildiğimiz yerlilerdi ve Orta Amerika’ya doğru ilerlediler, diğerleri ise Kraliçe Moo’nun önderliğinde eski Mısır’ı kurdu. Le Plongeon 1908’de öldükten kısa bir süre sonra bir İngiliz yazar tarafından, kayıp kıta ile ilgili birçok kitap yazıldı ve söylentiler dünyanın dört bir yanına yayıldı.

Bununla birlikte, Le Plongeon dışında, James Churchward (bir mühendis) konuyla ilgili araştırmalarını Hindistan’da yoğunlaştırdı ve burada üst düzey bir rahipte bulunan eski kil tabletleri bulduğunu ve sadece kendisinin ve diğer iki kişinin okuyabileceği, kayıp bir dilde yazılar içerdiğini iddia etti. Bu tabletler Churchward’a göre, ilk insanın ortaya çıktığı yerden geliyordu (Mu).

Ayrıca, Le Plongeon’un aksine Churchward, Mu’nun Pasifik Okyanusu’nda yer aldığını (Plongeon Atlantik’te yer aldığını söylüyordu), Marianas’tan Hawaii’ye, Paskalya Adası’ndan Mangaia’ya kadar uzandığını ve yok oluşunun asıl sebebinin devasa bir yanardağın patlaması olduğunu düşünüyordu (yeraltındaki gazların genişlemesi, tüm kıtanın batmasına sebep olan bir patlamaya ve depremlere yol açtı).

Kayıp Kıta Mu İle İlgili Düşünceler

Kayıp Kıta Atlantis iddiaları gibi, modern hayalperestler de “mu” söylentileriyle ilgilenmeye devam ediyor ve konuyla ilgili özellikle bilim insanları, geri adım atmıyorlar ve bu gizemi çözmek için çaba gösteriyorlar. Birçok Arkeoloğun konuyla ilgili savunduğu düşünceler şu şekilde: 

  • Kanıtlar eski ve Yeni Dünya kültürlerinin birbirinden bağımsız olarak geliştiğini gösteriyor, 
  • Levant’ta gelişen ve yaklaşık 10.000 yıl önce buradan göç eden tarımla ilgilenen toplumlar ve genetik çalışmalar, Mu teorisini desteklememektedir. 
  • Plaka tektoniği teorisi çerçevesinde (volkanik deprem), bütün bir kıtanın gerçekten batması imkansızdır. 
  • Pangaea (kıtaların ilk hali, bildiğimiz tüm kıtaların birlikte olduğu dönem) bölündüğünde olduğu gibi, bütün bir kıtanın şeklinin değişmesi milyonlarca yıl sürecektir. Bu sebeple iddialar gerçeği yansıtmıyor. 
  • Bir kıtanın bütün temelleri volkanik bir olayla parçalanacak olsaydı, günümüzde buna benzer birçok örnek olurdu.

Söylentiler bir yana, “Dünyada kaç kıta var?” sorusu sorulduğunda, burayı şüphesiz 7. kıtanın üstüne 8. olarak görmeyeceğimiz net bir şekilde ortada. 

Bu Yazıya Tepkiniz Ne Oldu?

Yorum Yap