1. Ana Sayfa
  2. Bilim
  3. Kadınlar ve Erkekler Arasındaki Biyolojik Farklar

Kadınlar ve Erkekler Arasındaki Biyolojik Farklar

Kadınlar ve Erkekler Arasındaki Biyolojik Farklar

Hepimiz kadın ve erkeğin anatomik olarak açıkça farklı olduğunu biliyoruz. Dahası, çeşitli hastalıkların belirtileri ve tedavileri söz konusu olduğunda erkek ve kadın bedeni farklı davranır. Bu farklılıklar biyolojik ve genetik nedenlerden kaynaklanmaktadır. Daha yakından incelendiğinde, birkaç hormonun ve diğer kimyasalların varlığı, özellikle de her iki cinsiyette de bulunan iki büyük hormon olan, androjenler ve östrojenlerin miktarı her şeyi değiştirir.

Doğurganlıkta Erkekler ve Kadınlar Arasındaki Biyolojik Fark

Doğurganlık, erkekler ve kadınlar arasındaki en büyük farklılıklardan biridir. Bir yandan, erkekler fiziksel olarak cinsel faaliyetlere girememelerine rağmen, ergenlik çağından neredeyse 100 yaşına kadar sürekli olarak doğurgan sayılırlar. Spermleri ilerlemiş yaşa rağmen hala canlıdır ancak tabi kalitesi düşüktür. Erkekler bu kadar uzun süreli doğurganlığa sahiptir çünkü spermatogenez adı verilen süreçte sürekli bir sperm üretimi vardır. Süreç, esasen ölümsüz olan germ hücreleriyle başlar. Hücreler haploiddir. Erkekte bu hücrelerin tümü üreme sürecinde aynı anda kullanılmaz, sadece bir kısmı dişi bir tohum hücresi olan yumurta ile birleşme görevinde rekabet etmek için olgun bir eşey hücresi haline gelecektir.

Öte yandan kadınların doğurganlılığı ise ellili yaşlarına kadar sürer. Çoğu kadın için menopoz başladığında, her ay kabaca 12 saat kısır sayılmazlar. Onlar için doğurganlık sınırlıdır çünkü belirli sayıda yumurtaları vardır. Fetal gelişim sırasında başlangıçta 3 milyon ila 4 milyon folikül veya yumurta bulunur, ancak apoptoz (hücre ölümü) sürecinde bu sayı doğum sırasında yaklaşık 1 milyon yumurtaya düşer. Bu hücre tükenmesi, dişinin hayatı boyunca devam edecek. Menarş olarak, menopoza kadar önümüzdeki elli yıl boyunca bu aylık döngüye devam etmek için yalnızca 500.000 yumurta bulunmaktadır. Yaklaşık 50 yıl sonra bir kadın yaklaşık 7.000 yumurta bırakır ve sadece 12’de 1’i döllenme için uygunken, döllenme için asla bırakılmayan yaklaşık 492.000 yumurta boşa gider.

Erkekler ve kadınlar için doğurganlık süreci temelde hormon güdümlü olsa da, her ikisi için de süreç hipotalamustan bir hormonun salınmasıyla başlar. Doğurganlık süreci, kadınlar için biraz daha karmaşıktır ve adet döngüsünün başından sonuna kadar ilerlemek için diğer hormonlarla birlikte birkaç kritik adım içerir. Adımlar şunlardır:

  • Hipotalamustan gonadotropin salgılayan hormonun salınması, folikül uyarıcı hormonda (FSH) bir artışa neden olur. Bu adet döngüsünün başlangıcıdır.
  • FSH seviyesindeki artış nedeniyle on ila on iki yumurtalık folikülü olgunlaşır.
  • Foliküllerden biri baskın hale gelir ve östrojen seviyesinde artışa neden olur.
  • Gonadotropin salgılayan hormon seviyesi daha da yükselir, bu da luteinize edici hormon ve FSH seviyelerinde bir artışa neden olarak yumurtlamayı tetikler. Bu, adet döngüsünün orta noktasıdır.
  • Yumurta serbest bırakıldıktan sonra, baskın folikül korpus luteum adı verilen şey haline gelir. Korpus luteum, östrojen ve progesteron salgılarken iki hafta boyunca aktif kalacak. Bu hormonların her ikisi de rahmi döllenmiş yumurta almaya hazır hale getirir.
  • İki haftalık periyotta 12 saatlik pencerede yumurta döllenmezse korpus luteum dejenere olur ve östrojen ve progesteron seviyeleri düşer. Hormon seviyesindeki bu düşüş adet dönemini başlatarak adet döngüsünü sonlandırır.

Hormonların Miktarı İkincil Cinsiyet Özelliklerinde Farklılık Yaratıyor

Cinsiyetler arasındaki bariz fiziksel farklılıklar, kan dolaşımımıza salınan steroid ailesinden iki kimyasal olan androjen ve östrojen miktarından etkilenir. En büyük farklılıklar ergenlik çağında başlayan ikincil cinsiyet özelliklerimizin gelişimi sırasında ortaya çıkar. Sonuçta hepimiz bunların e olduklarını biliyoruz bu yüzden burada onlar hakkında hiçbir ayrıntıya girmeyeceğiz.

Erkeklerde ve kadınlarda tüm seks hormonları, kan dolaşımında bulunan asetat ve kolesterol moleküllerinden kaynaklanır. Her iki cinste de bulunan östrojenler, kadınlarda erkeklerden daha fazla, testosteronun kimyasal olarak parçalanmasından üretilir ve bu her iki cinsiyetin de kanında bulunur. Testosteronun hem testiste hem de yumurtalıklarda üretildiğini muhtemelen bilmiyorsunuz. İnsan erkekte testis fetal gelişim sırasında bir zamanlar yumurtalıktı, ta ki erkek vücudundaki bir kimyasal, onların alt seviyeye inmesine neden olan bir dizi olayı tetikleyene kadar. Yani dememiz o ki, skrotum testis haline geldi.

Testis günde yaklaşık 7 mg testosteron üretir ve 1,75 mg’ı erkeklerin kanında bulunan küçük miktarlarda estradiole dönüştürülürken, kadınlarda yumurtalıklar yalnızca yaklaşık 0,3 mg testosteron yapar ve estradiole 0.15 mg’dır. Burada görebileceğimiz gibi, cinsiyetler arasındaki büyük farkları yaratan testosteronun estradiole oranı iki hormonun gücüdür. Östrojenler testosterondan 1000 kat daha etkilidir. Erkeklerde bulunan testosteron miktarının estradiol’e oranı 3’e 1 iken bu iki hormonun oranı kadınlarda 1’e 1’dir. Ayrıca erkekler kadınlara göre yaklaşık 20 kat daha fazla testosteron üretir ancak testosteron miktarı östrojene dönüşür.

Cinsel Hormonların Cinsel Olmayan İşlevleri

Bu hormonlar sadece üreme organlarına etki etmekle kalmaz, aynı zamanda üremeyen dokuların fizyolojik işlevlerini de etkiler. Bu dokular, vücuttaki diğer dokuları oluşturdukları için genel olarak somatik hücreler olarak adlandırılır (“soma”, “vücut” anlamına gelen Latince kelimedir), örneğin kaslar, gözler, kemikler vb.

Östrojen, ergenlik döneminde büyüme hızımızda kritik bir rol oynar. Kıkırdak ve kemik dokularının büyümesini kontrol eder. Hızlı büyüme atağı genellikle kızlarda, kadın vücudundaki yüksek östrojen seviyesi nedeniyle ergenliğe ulaştıklarında erkeklerden daha erken ortaya çıkar. Bu nedenle, kızlar ergenliğin ilk yıllarında erkeklerden daha uzun boyludur. Erkekler boyu daha sonra onlara yetişir.

Östrojen ayrıca kardiyovasküler sistem üzerinde de güçlü bir etkiye sahiptir. Östrojen kadınlarda erkeklerden daha fazla olduğu için kalp krizi, böbrek hastalıkları ve diğer kalp damar rahatsızlıklarını azaltır. Bununla birlikte, östrojen seviyesi düştüğü ve testosteron seviyesi yükseldiği için kadınlarda bu fayda menopoza girdiklerinde kaybolur. Her iki cinsiyette de östrojen seviyesindeki azalma, osteoporoz veya kemik kaybı olayında bir artışa neden olur, çünkü östrojen kemik kaybı oranını ve kalsiyumun kemik dokusu üretmek için emilimini kontrol eder. Östrojen seviyesi düştüğünde, kemik kaybı oranı kemik erimesi oranından daha büyüktür ve kadınlarda kemikler genellikle erkeklerden daha az yoğun olduğu için sorun daha kötüdür.

Erkekler ile Kadınlar Arasındaki Genetik Farklılıklar

Dişiler için 23, XX ve erkekler için XY kromozom çiftine bakacak olursanız, cinsiyetler arasındaki farklar belirgindir. “Y kromozomu”, karşılık gelen “X kromozomu” ndan çok daha kısadır. Büyüklüğüne rağmen “Y kromozomu bir erkek için en önemli genden ikisini taşır. Bu genlerden biri insan türünün erkekliğini belirleyen SRY” olarak adlandırılır. Bu, cinsiyetsiz gonadların erkekte testis olmasını tetikleyen gendir. “Testis” dişilerde bu gen olmadığı için yumurtalık haline gelmek için karında kalmaktadır. Başka bir deyişle, gelişmekte olan embriyonun gebe kaldıktan sonra nihayetinde hangi cinsiyete dönüşeceğini belirleyen şey, erkekten alınan 23 numaralı kromozom çiftidir. Bahsettiğimiz diğer gen ise sperm üretimini kontrol eder.

Cinsiyetler arasındaki diğer genetik fark, dişideki mitokondriyal DNA’nın kalıtımıdır. Mitokondri, her iki cinsiyetin tüm hücrelerinde bulunur, ancak bir nesilden diğerine yalnızca anne aracılığıyla geçer. Taşıdığı genler kopyalanır ve geri kalan genlerin döllenme sırasında yaptığı gibi herhangi bir rekombinasyona girmez. Annelik testi, mitokondriyal DNA özelliklerinin bu bilgisine dayanmaktadır. Babalık testi genellikle üremeyen veya somatik tüm hücrelerde bulunan nükleer DNA kullanılarak gerçekleştirilir.

Sonuç: Yukarıdaki bilgiler, cinsiyetler arasındaki fizyolojik farklılıkların biyolojik ve kimyasal kaynaklı olduğunu açıkça göstermektedir. Her iki cinsiyetin kanındaki testosteron ve östrojen miktarı, her iki cinsiyetteki fizyolojik aktiviteleri ve erkek ve dişi insan vücudunun fiziksel özelliklerini etkileyen mevcut iki hormonun oranıdır.

Bu Yazıya Tepkiniz Ne Oldu?

Yorum Yap