1. Ana Sayfa
  2. Bilim
  3. Aphantasia: Zihnin Gözü Kör Olduğunda

Aphantasia: Zihnin Gözü Kör Olduğunda

Bazı insanlar bir arkadaşının yüzünü veya kendi dairesini hayal etmeyi imkansız bulur, buna Aphantasia denen bir fenomen neden olur. Bilim adamları, bu durumun altında yatan beyin özelliklerini açıklamaya çalışıyor.

Aphantasia: Zihnin Gözü Kör Olduğunda

Bazı insanlar, tanıdık yerlerin veya aile üyelerini bile neye benzediklerini akıllarında canlandıramaz. Bilim adamları bu yetersizliğe Aphantasia diyorlar.

Aphantasia Nedir

Aphantasia, zihinsel imgeleri gönüllü olarak görselleştirememe ile karakterize edilen zihinsel bir durumdur. Aphantasia fenomeninden muzdarip birçok insan, sesleri, kokuları veya dokunma hissini hatırlayamadığını da bildirir.

Bu fenomeni araştıran çoğu çalışma, etkilenenlerin öznel deneyimlerini ortaya çıkaran anketlere dayanmaktadır. Bununla birlikte, bilişsel testler ve beyin taramaları da bazı insanların gerçekten zihinsel imgeler oluşturma yeteneğinden yoksun olduğunu gösteriyor.

2003 yılında 65 yaşındaki bir adam, şu anda İngiltere’deki Exeter Üniversitesi’nde bulunan nörolog Adam Zeman’a garip bir sorunla geldi. Daha sonra “MX” olarak adlandırılan hasta; arkadaşlarının, aile üyelerinin veya yakın zamanda ziyaret edilen yerlerin görüntülerini çağrıştıramadığını iddia etti. Emekli bir araştırmacı olan MX, hayatı boyunca roman okumayı sevmiş ve rutin olarak binaları, sevdiklerini ve son olayları görselleştirerek uykuya dalmıştı. Ancak, muhtemelen küçük bir felç geçirdiği ve kalbindeki atardamarları açmak için bir prosedür uyguladıktan sonra, zihin gözleri kelimenin tam anlamıyla kör oldu. Kulağa tuhaf gelebilir ancak MX normal görebiliyordu ama zihninde resim oluşturamıyordu.

Aphantasia fenomenine sahip insanlar Aphantasia olduklarının farkına varamayabilir.

Olağandışı Körlük

Zeman ve meslektaşları, analizlerine MX’in görsel hayal gücünü çeşitli şekillerde test ederek başladı. Kontrol denekleriyle karşılaştırıldığında MX, görsel imge üretme yeteneğini değerlendiren anketlerde düşük puan aldı. Şaşırtıcı bir şekilde, tipik olarak görselleştirme içeren görevleri başarabildi.

Örneğin, hangisinin daha açık yeşil bir renk olduğunu söylemesi istendiğinde (çimen veya çam ağaçları için) çoğu insan hem çimleri hem de ağacı hayal edip bunları karşılaştırarak karar verir. MX doğru bir şekilde çam ağaçlarının çimlerden daha koyu olduğunu söyledi, ancak kararı vermek için hiçbir görsel imge kullanmadığı konusunda ısrar etti. “Sadece cevabı biliyorum”, dedi.

Ayrıca nesneleri zihinsel olarak döndürme yeteneği testinde de başarılı oldu. Üç boyutlu nesnelerin iki resmi gösterildi ve bunların aynı öğe olup olmadığını, ekseninde döndürülmeden önce ve sonra mı yoksa farklı nesneler mi olduğunu soruldu. Yine de kontrol grubunun aksine, karar vermesi daha uzun sürdü ve harcadığı süre rotasyonun derecesine bağlı değildi. Çoğu insanda, nesnelerin yönleri ne kadar farklı olursa, eşleşip eşleşmediklerini görmek için onları zihinsel olarak döndürmek o kadar uzun sürer.

Fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI), MX’in zihinsel bir görüntü üretemediği iddia edilen yetersizliğini destekledi. Genellikle insanlardan bir kişiyi, yeri veya nesneyi görselleştirmeleri istendiğinde çeşitli beyin bölgelerinden oluşan bir ağ aktif hale gelir. MX’de görsel bölgeler çok az aktivite gösterirken, karar verme ve hata tahmininden sorumlu olanlar bölgeler daha aktifti. Bulgular, MX’in görselleştirme görevleriyle uğraşırken diğer insanlardan farklı bir strateji kullandığını gösterdi.

Görsel imge oluşturamama konusundaki kapsamlı bir literatür araştırması, MX’i anlamaya az çok yardımcı oldu. Bu fenomen hakkındaki ilk bilgiler, görünüşe göre Francis Galton’ın 1880 tarihli “kahvaltı” çalışmasından geliyor. İngiliz doğa bilimci 100 yetişkin erkekten her sabah kahvaltı yaptıkları masa hakkında konuşmalarını istedi. Kafalarındaki görüntülerin ışığı, keskinliği ve rengi hakkında bilgi istedi. Şaşkınlık içinde, deneklerin 12’si ona pek bir şey söyleyemedi: O zamana kadar “zihinsel imgeleme” ifadesinin tam anlamıyla kastedilmediğini varsaymışlardı.

1880’den beri, diğer araştırmacılar zaman zaman zihinsel imgelem yaratma yeteneği olmayan insanlar hakkında rapor yayınladı. Hatta bazıları prevalansı tahmin etmek için anketler bile yapmıştı. 2009’da Georgia’daki Brewton-Parker Koleji’nden Bill Faw, sorguladığı 2.500 kişinin yaklaşık yüzde 2’sinin görsel hayal gücü olmadığını bildirdi. 

Bu durum, Zeman’ın ekibinin MX çalışmasını yayınladıktan sonra 2010 yılında değişmeye başladı. Discover dergisi, bulguları bildirdi ve bir dizi insanın öne çıkmasına neden oldu, hepsi de sorunun yeni olduğu MX’in aksine hiçbir zaman zihinsel görüntüler yaratamadıklarını söyledi. Daha sonra Zeman ve iki meslektaşı tarafından, Görsel Görüntülerin Canlılığı Anketi (VVIQ) olarak bilinen anket, 21 katılımcıya görsel deneyimleri hakkında daha fazla bilgi alabilmek için uygulandı.

Bulguları ilk kez “Aphantasia” adıyla 2015 yılında yayınladılar. 21 kişiden çoğu, yalnızca ergenlik döneminde ve erken yetişkinlikte (konuşmalar veya okuma yoluyla) diğer insanların zihinlerinde imgeler çağırabileceğini fark ettiklerini söyledi. Ve ankete katılanların çoğunun uyanıkken hayalleri ya da yanıp sönen görsel imgelemleri olmasına rağmen, hepsi, geçmiş tatiller ya da hatta kendi düğünleri gibi, zihinlerinde kasıtlı olarak imgeler çağırmakta büyük ölçüde ya da tamamen yetersizdi.

Sayılarla Rahatlama

Aphantasia’ya sahip birçok insan, ancak Zeman’ın çalışmaları yayınlandıktan sonra zihin gözüyle görmek diye bir şey olduğunu fark etti. Birçoğu, artık kendilerini diğerlerinden ayıran bir şeyin isminin bulunmasını rahatlatıcı buldu. Görselleştirme yetersizliklerini kelimelerle anlatmayı zor bulmuşlardı. Açıklamaya çalıştıklarında, çoğu kez anlaşılmazlıkla karşılandılar. Zeman, bu insanların genellikle ne kadar minnettar olduklarına şaşırdı.

Zeman’a yaklaşanlardan biri, Berlin’den Jonas Schlatter, kendi keşif anını anlatıyor. Schlatter, afantazinin güçlü bir şekilde tanısı olarak görülen canlılık anketinde çok düşük puan aldı. Galton’un 1800’lerdeki bazı çalışma katılımcıları gibi, Schlatter her zaman “solan anılar” ya da “size bir resim çizmeme izin verin” gibi ifadelerin sadece kelime öbekleri olduğunu düşündü. Ama sonra bir akşam bir ev partisinde, yanıldığını anladı. Mutfakta, bir kişinin aynı anda bir şeyi nasıl görebileceği ve onun zihinsel bir görüntüsünü yaratabileceği hakkında bir sohbete girdi. Soru başlangıçta ona anlamsız geldi, ancak zihinsel imgeler oluşturmaması açısından diğerlerinden farklı olabileceğini fark etti. Ertesi sabah, arkadaşlarına deneyimleri hakkında sorular sormaya ve bazı İnternet araştırmaları yapmaya başladı.

Schlatter keşfini arkadaşlarıyla ilk tartışmaya başladığında, “insanların görüntüleri sentezleme yeteneklerinin farklı olduğunu” da öğrendi. Zeman da aynı fikirde. 2015 çalışması 121 kontrol deneğini içeriyordu. Çoğu, orta derecede iyi bir görselleştirme yeteneği gösterdi. Ancak ölçeğin her iki ucunda da aykırı değerler vardı. Zeman, ortalamanın üzerinde canlı görüntüler yaratma yeteneğini hiperfantazi olarak adlandırıyor.

Görüntüleri Görselleştirme Yeteneği Ne Kadar Önemli

Aphantasia tedavisi diye bir olgu olmadığı için zihinde görselleştirme yeteneğinin öneminin doğru anlaşılması büyük bir öneme sahip. Zeman başlangıçta görselleştirmenin yaratıcı sürecin merkezi olduğunu varsaydı. Bununla birlikte, Aphantasia hastası olan ve onunla temasa geçen insanların çoğunun yaratıcı mesleklerde başarılı bir şekilde çalışıyor olduklarını keşfetti (sanatçı, mimar ve bilim adamı olarak). Örneğin Jonas Schlatter, kurduğu bir start-up için Web siteleri yaratıyor. İş ortağı, tasarım sürecinde beyaz tahta, kağıt ve kalem kullanmasının biraz tuhaf olduğunu düşünüyordu. Ancak Schlatter şimdi bu yaklaşımın Web sayfalarının eninde sonunda nasıl görüneceğini tahmin edebilmesinin tek yolu olduğunu anlıyor.

İnsanların bu durumla nasıl başa çıktığı kişiden kişiye değişir. Bazıları görselleştirmeyi öğrenmek ister. Ancak Zeman’a göre bunu henüz kimse başaramadı. Bazı test denekleri halüsinojenik ilaçların etkisi altında gözleri kapalı olarak “görebildiklerini” bildirmiştir. 

Bu Yazıya Tepkiniz Ne Oldu?

Yorum Yap